Yeniyapan Köyü Web Sitesi

Anasayfa | Mert Çiçekçilik | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

Arama


Gelişmiş Arama

Köy Camisi ve Bir Aşk Hikayesi

Yaşanmış Tarihi Bir Hikaye

Kategori  Kategori : Tarih
Yorumlar  Yorum Sayısı : 2
Okunma  Okunma : 522
Tarih  Tarih : 21 Ağustos 2009 11:56

Köy Camisi ve Bir Aşk Hikayesi

 

Köyümüzün emektar camisi ile ilgili onlarca aşk hikayesinden birini merak ediyorsan bu satırları okumanda fayda var.

Türkmenler yerleşik hayata geçtikçe binek atlarını ve develerini satmaya başladılar, artık çift sürmeye ve kısa mesafeli yük taşımaya uygun kara kağnı, Öküz ve eşek kullanmaya başladıkları dönemler gelmişti. Türkmen köyleri ile irtibatları kopmamış Bayındır, Çamsarlı, Külobası gibi köylerle sürekli düğün ve cenazelerde birlikte olmayı adet edinmişlerdi. Böylece Türkmen geleneğini canlı tutmayı başarmışlardı.

 

 Türkmenlerin dini inançları ve bilgileri yerleşik köylüler (Hamit, Çiftlik, Esehocalı, Çağırgan) kadar olmasa bile ibadetlerindeki doğallık ve samimiyet onların dini bilgilerini artırmaya ve köylülerle bağlantılar kurmaya kadar sürüklemiştir. Bilinildiği gibi Yeniyapan’da caminin olmayışı ve insanların en azından Cuma namazları gibi farz olan ibadetleri köylülerin camilerine kılmaya sevk etmiştir. Türkmen  Yeniyapan yerleşik hayattın en önemli işaretlerinden olan cemaatle namaz kılma adabını Hamitlilereden öğrenmiştir desek yanlış olmaz. Çünkü şimdiye kadar yerleşik ve merkezi olmayan Türkmenlerin namaz kılanları çoğu zaman bireysel ibadet etmişlerdir. İslami ve Sünni inanç göçebe toplumda ne kadar uygulanabilmişse o kadar uygulanmıştır. Hali hazırda göçebe Yeniyapan Sünnilikten daha ziyade alevi yaşam tarzına daha yatkın olduğunun işaretlerin günümüze kadar taşımıştır. Fakat yerleşmek inançların, adetlerin ve törelerin yerleşik hayata göre adaptasyonunu zorunlu kılmıştır.
 

 Yine bir Cuma günü Yeniyapan’dan Cuma namazını kılmak üzere bir grup Hamit’e doğru yola çıkar. Veli Hoca grubun başındadır.  Dini bilgi olarak köyde en çok onun malumatı vardır. Hamit’in Cami avlusuna vardıklarında adeta yeni bir kültürle karşılaşırlar. Uzun zaman önce yerleşik hayata geçen Hamit yerleşik hayatın teknolojilerini çoktan kullanmaya başlamıştır. O sıralarda Gramofon denen alet Hamitlilerin ağzında dolaşmaktadır. Bizim Türkmenler çoğu sohbete giremezler bile, Yadırgı duran Türkmen cemaatinin cami cemaatine alıştırılması için müezzinlik görevini Veli hocaya verirler. Hamitli köylüler değişik bir kibirle Veli hocanın müezzinliğini beğenmezler ve Cuma çıkışı “Yeniyapan’ın hocası amma da hocaymış sesi gramofon gibi çıkıyor”  dedikodusunu ederler. Bu dedikodu Türkmen Yeniyapanlının kulağına gelir ve onları çok yaralar. Hepsinin boynunu eğer ve gönüllerini inciltir. Yıllardır yükünü ve ocağını omuzlarında taşıyan Yeniyapan’lı bu durumu Karavuzun tepesini aşarken açtıktan sonra devamlı sorgular. “Neden biz kendi camimizi yapmayalım” soruları incilmiş gönüllere bir kuvvet verir. Zira dağları tepeleri aşmış bir aşiret için cami yapımı o kadar da zor bir olay değildir.

 

 Köye incilmiş, kızgın ve kararlı bir grup gelir, Köyde kalanlara incildiklerini anlatmazlar fakat cami yapımı konusunda köye yeni bir havayı taşırlar. Belki o zamana kadar cami yapımı konusunda bikarar olan yeniyapan’a gelen bu değişik ve kararlı hava Türkmen diyarında tüten her ocağın başında  çınlar. Türkmen ezikliği, yitilmişliği, hor görülmeyi elbette hazmedemez. Hali hazırda veli hocaya gelen kötü laf sanki o Türkmen diyarındaki herkese edilmiş bir laf gibi algılanmış ve Yeniyapan’ı birbirine kenetlemiştir. Veli hoca bir çok camide namaz kılmış ve camilerin şekilsel özellikleri konusunda da bilgi sahibidir. Kendi tapusu dahilinde olan bugünkü caminin yerini cami yapımı için hibe eder. Bir an önce cami yapımı için temel atılır. Köydeki herkes seferber edilir. Bu seferberlik olaylarından birisi günümüze kadar anlatılagelmiştir.

 

Köy camisini bilenler en büyük hezenin oraya konuluş hikayesini buradan dinlesinler. Hasmallerden Arif Demirin Cami yapımı uğruna can tehlikesi atlatan bir bahadırın gerçek öyküsü bize ibret verir niteliktedir.

 

 O zamanlarda büyük bir cami yapımı için Yeniyapan’da yeteri sayıda ve büyüklükte kavak yoktur. Bu yokluk öyle bir kararlıkla aşılır ki dinleyenleri daima duygulandırır. Traktörün, romorkün olmadığı zamanlarda yani kara kağnı, eşek ve öküzle yük taşımasının yapıldığı zamanlarda  tonlarca ağırlıktaki bir hezen Çamsarıdan Yeniyapan’a getirilecektir. Arif ve yanındaki 2 er Çamsarı köyüne kara kanısıyla giderler. Boylu boyunca yatan koca hezeni görünce Arif eyvah dememek için kendisini zor tutar. Zira bu hezen bu kara kanıya nasıl yüklenecek nasıl taşınacak nasıl sığacak. 10 metre uzunluğundaki hezen 2 metre boyundaki kara kağnıya sığar mı hiç. Şöyle bir cümle kursak abartmış olmayız Aşkı için kayaları delen Ferhat neyse Camisi için o 10 metrelik hezeni 2 metrelik kağnıya sığdıran aşık değil midir.  Bu caminin inşasında Yeniyapan çok Ferhatlar görmüştür de unutulmuş gitmişlerdir. Bu mesele çok söz ister biz kendi aşk hikayemize dönelim. Arif bilgili ve yeteneklidir. Tabi ilk başlarda Hezeni kanıya yüklerler fakat yolu beli olmayan Yeniyapan’ a gidişte  hezen  muhtemelen kırılıp zarar görecekti. Hezeni beri çevirirler olmaz öte çeviriler olmaz en son kara kağnıyı parçalarlar. ön  ve arka tekerleği birbirine bağlayan ana gövdeyi söküp atarlar. Ana gövdenin yerine hezeni monte ederler. Bu 2 metrelik kağnı değil de 10 metrelik kağnıdır artık. Hezeni tekerleklerin üzerine sağlamca yerleştirdikten sonra zorlu yolculuk başlar. Bugünkü Hamit yolu o zamanlar böyle değildir. Pek de belli olmayan bir kağnı yolu olan bu yol o kadar da tekin ve güvenilir değildir. Zira Çamsarlıdan Yeniyapanı aşarken bazen arabalar bile istop eder de aşamaz o beli. Eğer şu sözü de söylemiş olsak abartmış olur muyuz  Fatih Halice gemilerini dağlar üzerinden aşırmıştı on binlerce ordusuyla, peki Arifin ordusu mu vardı da o hezeni 100 lerce metre yüksekliğe çıkarıp dağlardan aşırabildi. Yanında 2 eriyle 2 öküzünden başka kimse yoktu. Fakat yürekteki ateş, değil 10 metrelik hezeni dünyaları aşırmaya yetecek kadardı. Elbet anlayamayız o ateşi, çünkü o ateşi besleyen inancı her an alevlendiriyordu yüreğini. Dışarıdan bakıldığında kuru yanız bir adam ama içinde dağlar denizler hercü merc olmuş. Ey büyük adam ey büyük insanlar nerdesiniz diye feryat etmek insanın elinde değil.
 

 Arif kah hezenin önünde kah arkasında fır dönüyor sağ selamet şu hezen şu iğne deliğinden bi geçse diye devamlı mırıldanıyor. Hezenin önünde bir yerdeyken tökezleyip yere düşüyor bi an kağnın altına düşen Arifi ne iki eri görüyor ne de hezenin yükünü çeken semiz öküzler hissediyor. Eğer acele kalkmazsa arka tekerlekler Arifin üzerinde geçecek. Dedik ya içeride yanan ateş ya insanı yakar ya da yakar. Arif yansaydı şehit olurdu şehit olmadı ama yaktı gönülleri yaktı. Sağ salim kağnın altından çıkmayı başardı. Elhamdülillah dedi ve bu hezenin Camideki yerini görür gibi oldu.

 

O Hezeni belki Yeniyapan’lı olupta camiye giden herkes gördü. Fakat hikayesini dinlemedi. Bu emektar cami o zamanın ev yapım tekniklerine göre en üst düzeyde bir mimariydi. Yüksekliği, genişliği, kapısı, havlusu, pencereleri tamamen Yeniyapan’lının elerinde şekillenmiştir. Hiç bu camiye bu gözle bakmamıştık, Kimbilir hangi taşında hangi hezeninde ne aşk hikayeleri vardır da bizler bihaberiz.
 

 Yıllar geçti Camimiz için çürük raporu alındı. Kısmet olursa yeni cami yapılacak. Lakin bu bile yaşanmış hikayeleri bilenleri duygulandırmaya yeterlidir. O hezen şimdilerde alelade bir hezen. Hatta çürük raporu almış bir caminin önemsiz bir hezeni. Onu önemsiz kılan acaba kimler?  Eğer dedelerimizin yüreğindeki o ateşin bir parçasını taşıyor olsaydık. Yeni camimizin olduğu gibi eski camimizi dedelerimiz anmak için müze yapmış olurduk. Her tuğlanın hikayesini o caminin her köşense asardık.

 

 Köyümüzün şimdilerde imamı yok mirası Veli hocanın oğlu İsmail yürütüyor. İmam olmadığı zaman köyün dağlarında sabah ezanını o yankılandırıyor. Keşke o yankılanan ezan yüreklere yankılansaydı da Arif gibi bir bahadır yüreğindeki ateşle atılarak köyü toplayıp köye lojmanlı bir cami yaptırsa Sadece Ramazan aylarında gelen imamız köyümüze yerleşse de yavrularımıza Kur’an öğretse. Ey Yeniyapan ben sana kızmıyorum aslında sadece tembelliğimi şikayet ediyorum Bir imancı, Bir Bayındır olamadıkta ona yanıyorum. Bu bir Ariflik olay olsaydı  keşke Veliye yapılan hakareti Veliye yapılmış sayıp geçen bir anlayış nasıl oldu da Türkmen diyarında yer tuttu. Keşke o zamanda yaşasaydım da Veli Hocaya yapılmış hakareti kendime yapılmış hissetseydim.

Yazdyrylabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu habere toplam 2 yorum yazylmy?tyr.

allahverdi gültekin [ 27 Nisan 2010 16:39 ]

köy camısın yapımı asıl söyle olmuştur mulla velı hocayla birlikte moha hamıt kasabasına cuma namazına gıderler hamıtın hocası mulla velı hocam buyur namazı sen kıldır der mulla velı kabul etmek ıstemesede hamıtın hocası ısrar eder ben senın onunde namaz kılamam der mulla velı hoca da kabul eder namazı kıldırır hutbeye cıktıgın da hütbeyi uzatırır hamıtlıler bu na sorhonır moha da mulla velı hocaya soyler o da vaazı kısa keser koye gelır olan olayı koyluye anlatır camı yerını verıyorum camıyı yapalım der bunun üzerine camı yapılr camının ezanı okur koylunun namazını da kıldırır.

metel [ 22 Ağustos 2009 21:15 ]

çok güzel bir araştırma olmuş.

Yorumların tamamını okumak için tıklayın.

Tarih

En Çok Okunan Haberler

TÜRKMENLER II

Son Dakika Haberleri

4 BAHAR ŞENLİKLERİ
Yeniyapan Köyü 4. Geleneksel Bahar Şenlikleri 29 Mayıs Cumartesi Saat:13:00 da

Anket

4. Bahar Etkinliklerine Katılacak mısınız





Tüm Anketler

 

yeniyapankoyu.org - Soner GÜLTEKİN - © 2005-2010 Tüm Hakları Saklıdır
RSS Kaynağı | Yazar Girişi